ÇALGAN KÖYÜ TOSUNOĞLU KONAĞI

ÇALGAN KÖYÜ VE TOSUNOĞLU KONAĞI

            Çalgan köyümüzle ilgili daha önce de yazı yazmıştım. Çalgan köyü önceleri Şiran’a bağlı bir köy iken sonradan Alucra’ya ilhak etmiştir. Orada Tosunoğlu konağı adıyla maruf nadide süslemeleri bulunan bir konak olduğunu duyunca araştırmacı merakıyla gidip görmek istedim. Alucra’ya 25 km mesafede Şiran yolu üzerinde Fındıklıbel mevkiinin solunda olan köye gittim. Sorarak konağın yerini öğrendim ve konağın yakınında oranın sahiplerinden Mustafa TOSUN amcayla karşılaştım, durumu kendisine izah ettim. Memnuniyete dedi ve bana mihmandarlık ederek konağın kapısını açtı.

Mustafa Tosun amca 1947 Çalgan doğumlu. 1972 de inşaat ustası olarak Fransa’ya gitmiş, 1994’de emekli olarak dönmüş. Kışın İstanbul’da yazın Çalgan’da kalanlardandır.   Köy yaz aylarında 300 haneye ulaşırken kışın bu sayı 100 haneye düşebilmektedir.

Konak çatı altına alındığından kısmen iyi korunmuş durumda. Bir dönemde Hacı Hayırsever tarafından korunmuş, saklanmış. Ancak dış duvarında çatlaklar oluşmuş.

 

Binanın dış yapısı Çalgan’a özgü kesme taş işçiliği ile yapılmış. İç sıvaları ise keçi sütü ile hazırlanmış “mallağıl” sıvası ise sıvanmış. Binanın bu zamana kadar gelebilmesi üstünün çatı ile örtülmesi sayesindedir. Binayı üstün kılan ise içerisindeki tezyinler ile nahhat-dülger ustalarının çalışmalarıdır. Binayı dolaşarak bilgi edindikten sonra fotoğraf çekmeye başladım, iki fotoğraf çekmiştim ki makinenin şarjlı pilleri bitti. Mustafa Tosun amcaya köyde bakkal

olup, olmadığını sorduğumda var dedi ve yerini tarif etti. Oraya gittiğimde bakkalın ötesinde çok farklı güzelliklerle karşılaştım. Onunla değerlendirmeleri Alucra’nın Emektar Şahsiyetleri-Adnan Engin başlığı altında yaptım.

Tekrar konağa gelerek fotoğraf çekme çalışmalarına devam ettim. Çektiğim fotoğraflarda yansıtmaya çalıştığım gibi bina Kuzey ve Güney yönlerine açılan iki giriş kapısına sahip. Giriş avlusunun zemini odaların aksine kesme taş bloklardan yapılmış. Alt katı ahır veya odunluk olarak düşünülmüş. Bu nedenle konak için iki katı bir yapı denilebilir. Sonradan giriş kapısı tarafları toprak doldurularak zemin oluşturulmuş. Girişin sağında ve solunda birer oda mevcut. Kuzey taraftan girince sağdaki oda salon tarzında soldaki oturma odası tarzında tasarlanmış. Sağdaki salon, soldakine göre daha iyi durumda ve işçilik olarak da daha zengin özelliklere sahip.

Özellikle salon tavanındaki işçilik çok dikkat çekici, salon kapısından girince tam karşıda nadide bir taş ocaklık var.   Odanın sağ tarafında kapaklıklı bir dolap, sol güney tarafında iki pencere bulunmakta. Kış şartları düşünülerek pencereler küçük fakat içeri doğru ışığı yayması için genişleyen tarzda yapılmış. Yine pencerelerin altında sedir yapılmış. Kapıdan girince sağ ve sol tarafta tahtırevan misali iki ayrı yer bulunmakta ki bunlardan güney tarafında ikinci bir bölüm olarak günün şartlarına uygun lavabo ve abdest almaya uygun bir kısım bulunmakta. Ancak ne kadar iyi durumda olsa da bu odanın da tavanı da çökmeye başlamış.

Değişik desenlerle işlenmiş oda kapılarından diğeri açılarak oturma odasına girince insanın içi acıyor. Bu odanın durumu maalesef hiç iç açıcı değil çok harap durumda. Burada daha çok sedir yapılmış. Fakat onlarda kırılmış, dökülmüş. Buna rağmen zamanının zarafet ve ihtişamı hakkında fikir vermektedir. Yazıyla birlikte verilen fotoğraflar sizlere daha fazla detaylar anlatacaktır.

Mustafa Tosun amcanın naklettiğine göre konak 150-200 yıllıktır ve vaktiyle dedesi de olan Musa hoca binanın kuzey tarafındaki taşa çıkarak çok ezan okumuş ve konağın salonunda çok namaz kıldırmış çocuklara ders vermiştir.

Bu güzel yapının kültür mirası olarak tescillenmesi ve onarılarak korunması gerekmektedir. Aksi takdirde bu kültür mirasımız da diğerleri gibi yok olup gidecektir. Bu itibarla Alucra Kaymakamlığı’na da bir dosya hazırlanarak e-posta yoluyla müracaat edilmiştir. Bu müracaatta Alucra’nın değişik yerlerindeki 2 adet çeşme de bildirilmiştir. Aynı müracaatlar Giresun Valiliği’ne de yapılmıştır.

Çalgan köyündeki çalışmamı bitirdim sanıyordum ki Alucra’ya geldiğimde orada sonbahardan ilkbahara kadar 40-50 metre yükseklikten akan bir suya sahip şelalenin olduğunu öğrendim. Dönüşüm yakın olduğu için tekrar gidemedim. Gitsem de suyu bahardan sonra şelaleyi besleyen su kesilerek tarla ve bostanlara bağlandığı için şelale, şelale olma özelliğini kaybettiğinden doğal halini göremeyecektim. Zaten görsem de suyu kesilen şelale doğal ve güzel görüntüsünden uzak olacaktı. Bu nedenle Çalganlı  dostum fotoğraf çekmeyi seven Orhan Çınar’a ulaştım ve orijinal resimleri ondan temin ettim.

Resimlerden görüldüğü gibi şelale ve civarı görüntüsü itibarıyla çok güzel doğal güzelliklere sahip. Yaz aylarında pek çok Alucralı Alucra’dan kalkıp şelale görmek için Şiran’ın Tomara şelalesine gitmektedir. Oysa burası değerlendirilebilirse çok da güzel asfalt bir yola sahip olduğundan tercih edilen bir gezi ve mesire alanı olacak köylü için de katma değer oluşturacaktır.

Bu nedenle bostanlar için farklı yöntemlerle su temin edilebilse bu alan da turizm amaçlı olarak değerlendirilebilir. Zira şelalenin olduğu mevki tarihi çeşme diğer yapı ve güzellikleriyle farklı imkânlar sunan özellikte bir yerdir. Vaktiyle şelalenin orada 4 değirmen varmış. Bunlardan ikisi yıkılmış ikisi ise halen ayaktaymış. Ayakta olan değirmenlerden birisi ise çalıştırılabilecek durumdaymış.

Pek çok güzelliklere sahibiz ama farkında değiliz. Bu nedenle de değerlendiremiyoruz.

Saygılarımla,

Murat TOSUN

Yazar: orhan

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar