RUKİYE VURGUNCU (Alucra.com’dan alıntı)

Rukiye VURGUNCU kardeşimizi Facebook’ta tanıdım ve aile bireylerini çok eskiden tanıdığım için ondan kim olduğunu, neler yaptığını, nasıl o ülkeye gittiğini benimle paylaşmasını, bunu yerel haber sitelerimizde haber yapmak istediğimi, başarısının öyküsünü hemşehrilerimizle paylaşmak istediğimi belirttim. Bana verdiği cevapta yaptıklarının başarı değil ama imkanları dahilinde bir şeyler yapmaya çalıştığını mütevazi bir şekilde paylaştı. Avrasya maratonu için İstanbul’a geleceğini, akabinde bana gerekli bilgileri göndereceğini bahsetti. Gönderdiği söyleşiyi sizlerle paylaşırken ben Rukiye Vurguncu kardeşimize teşekkürlerimi iletiyorum.
Aşağıda size onu kendi ağzından tanıtacağı yazıyı sizlerin paylaşımına sunuyorum ve sizlerin de bu başarılı hemşehrimiz’le gurur duyacağınız inancındayım.
Orhan Çınar Ankara  27-11-2012Merhabalar, benim ismim Rukiye Vurguncu Forshaw. 1976 yınlında işçi bir ailenin dört çocuğundan en büyüğü olarak Ordu’da doğup büyüdüm. Aslen Giresun, Alucra, Yesilyurt köyündeniz…
Selçuk Üniversitesi’ndeki 2 yıllık Turizm Rehberliği eğitimimden sonra İngiltere’de iş bulmak için İngilizce öğrenmem gerektiğine karar verdim. Özellikle de rehberlik yapmak istiyorsanız. 1997 yılında Ankara Mega Residence Otel’de garsonluk yaparak, İngiltere maceram için paramı biriktirmeye başladım. 1998 yılında da İngiltere’ye Au-pair (çocuk bakıcısı) olarak gittim. Yeni bir ülke, yeni bir dil, yeni yemekler, yeni insanlar 20’li yaşlardaki Rukiye için çok heyecanlı bir o kadarda zor bir dönemdi. O dönemim her genç gibi benim de iş ve okul arasında koşuşturmakla geçti.
2000 yılında eşim Tom Forshaw ile evlendik. Artık İngiltere’de misafir değil, bu ülkede yaşamaya karar vermiş bir bireydim. Düzgün bir işe girmek için koleje gitmeye başladım ve 2002 yılında National Health Service’de bilgisayar bölümünde çalışmaya başladım. Ayrıca aynı yıl İçişleri Bakanlığı (UK Border Agency- Home Office) için tercümanlık yapmaya da başladım. Hem okulum hem de iki işim arasında koşuşturuyordum.
2006 yılında ilk oğlum doğduğunda, Ordu dışına doğru dürüst çıkmayan anne ve babam uçağa binip torunlarını görmeye İngiltere’ye ziyaretime geldiler. Ardından kız kardeşlerim ve erkek kardeşlerim de gelince, Vurguncu ailesi uzun zamandan sonra ilk defa aynı çatı altında toplanmış oldu.
2008 yılında ikince kez anne olduğumda artık dört kardeş de İngiltere’de yaşıyordu. Birbirimize hem maddi hemde manevi destek oluyorduk. Anne ve babam ise yılda bir kere gelip bizleri ziyaret ediyordu.
Ne zaman çocukluk yıllarımızdan bahsetsek, ne kadar çok yol aldığımızı, nereden nereye geldiğimizi düşünüp şükür ederiz.
Soru : Peki yardımlaşma özelliğin nereden geliyor?
R.V.F. : İlkokul yıllarında ne zaman bir fakir çocuğa yardım edilecek olsa önce bizi seçerdi sınıf öğretmenlerimiz ve her seferinde bize verilen kokulu bir silgi ve okuyacağımız bir kitap yada kışlık bir ayakkabı ile ne kadar mutlu olduğumu hatırlarım.
Sevdiğim bir işim, iki tane sağlıklı çocuğum, etrafımda beni seven insanların var olması; artık sadece kendim için değil, kendi ülkem için de birşeyler yapmanın zamanı geldiğinin bir göstergesiydi.
2011 yılında Anatolian’ı kurmaya karar verdik. 3 kız kardeş gönüllü olarak Anatolian için çalışmaya başladık. Sloganımız “Have Fun! Help Someone!” “Hem Eğlen, Hem Yardım et!”
Amacımız; hiç bir din, ırk, dil, coğrafya farklılığı gözetmeksizin Anadolu topraklarındaki kadın ve çocuklara yardım etmek, Anadolu Kültürünü İngiltere’de tanıtmak, İngiltere’deki Anadolu insanını ve diğer kültürleri Anadolu çatısı altında toplamaktı.
SORU: Peki bu konularda ne gibi çalışmalarınız oldu?
R.V.F. : Kurulduğumuz günden bugüne 5 Vakıf gecesi düzenledik, gecelerimizde canlı Türkçe müzikler dinleyip, halaylar çektik. Vakıf sayeside bir çok güzel insanla tanıştık, sadece biz değil bizim gibi bir çok insan vakıf gecelerimizi düzenlememizde gönüllü çalıştı. Gecelerden elde ettiğimiz karla Urfa Merkez Yatılı İlkokulu’na kütüphane açtık. Sivas, Maraş’daki yüzlerce okul çocuklarına kışlık ayakkabı ve kitap hediyelerinde bulunduk.
Ayrıca Light Cinemas, New Birghton’a vizyondaki Türk Filmlerini gösterime sunduk. Şu anda Türk Filmlerimize ara verdik ama yeni yılda tekrar başlamayı ümit ediyoruz.
SORU: Maratonla nasıl tanıştın?
R.V.F. : Bu ülkede insanlar kendilerine zaman ayrıyorlar, çoğu sporu hiç eksik etmez. Eşim Tom her zaman düzenli spor yapar ve yıllardır beni de teşvik etmeye çalışır. Bir de insanların vakıf için hiç yapmadıkları birşeyi yaparak para toplamasını her zaman kıskanmışımdır. Kimisi sky diving yapar, kimi şehirdeki en yüksek binaya tırmanır, bazıları da ben gibi maraton koşmak ister. Benim maraton koşmak istememin sebebi; işim, vakıf çalışmalarım, çocuklar derken kendime hiç vakit ayıramamış olmam ve vermem gereken kilolarımın olmasıydı. (Koşmaya başladığımdın 5 kilo daha ağırım. Koşmak kilo vermek için işe yaramadı). Gönlümüzü verdiğimiz Anatolian için Maraton koşabilirdim.Ocak ayında koşmaya karar verdim fakat practise geçirmem Nisan 2012 sonunu buldu. Kulağıma müziği takip, evinim yakınındaki parkın etrafında koşmaya ilk başladığımda nefes alamadım, sanki kan beynime çıkacak gibi hissettim. Ağzımda acı bir tat bıraktı ve beynimdeki ses “Sen bunu yapamayacaksın Rukiye” diyordu. Ben her zaman kendine hedefler çizen ve o hedef doğrultusunda çalışan bir insanım. Bu koşullar içinde kendime İstanbul Maratonu’nu hedef seçtim ve hemen kaydımı yaptırdım. İçimden “Eğer koşamazsam yanan 50TL kayıt ücreti olur” diyordum.
İnternetten maratona nasıl hazırlanır?, Neler yapmam gerekir? diye araştırmaya başladım. Hal Higdon adında ünlü bir Amerikan maratoncunun sitesinde hiç koşmayan bir insanın onun düzenlediği programı uygularsa 30 haftada maraton koşabileceği yazıyordu. İstanbul Maratonu’na 29 hafta vardı. Programı buzdolabının üzerine yapıştırdım ve her gün ne diyorsa yaptım..Haziran ayı başında artık 8 ile 10 kilometreyi hiç durmadan koşabiliyordum. Hemen Liverpool Tunnel 10 kilometre koşusu’na yazıldım. Koşu Liverpool şehir merkezinden başlayıp, Merşey ırmağının altından geçen 100 küsür yıllık bir tünel içinden Wirral’da sahilde bitiyordu. Eşimin de katıldığı bu ilk koşumda 10 km.’yi 63 dakikada bitirmiştim. İlk madalyamı boynuma takmıştım, inanamıyordum.
Artık takip ettiğim programa daha çok güvenmeye başlamıştım. Hiç koşamazken 6 haftada 10km koşmamı sağlamıştı. Eylül ayının ilk haftasında ilk yarı maratonuna yazıldım. İçimden “İstanbul yaklaşıyor sakın kendini zorlayıp sakatlanma Rukiye” diyordum, diğer taraftan ise “Yarı maratonu koşamazsam bütün özgüvenim gider” diye endişeleniyordum.9 Eylül 2012 sabahı Warrington’da koşu için hazır bir şekilde bekliyordum. Eşim Tom yanımdaydı, bu sefer tek başıma koşacaktım. Yine günlük güneşlik bir gün ve yüzlerce insan. Başlangıç çizgisinde kaç saatte bitireceğimize göre sıralandık. Önümde koşu şortuna asılı balonda “2 saat 15 dakika” yazan bir kadın gördüm. İçimden “Sakın bu koşucuyu gözünden kaçırma Rukiye” diyordum. İlk yarı maratonumu 2 saat 21 dakikada bitirdim (Balonu gözümden kaçırmıştım).Artık koşularımın mesafesi uzadıkça uzuyordu, her haftasonu “Nasıl koşacağım bu kadar mesafeyi” diye şikayet ederken buluyordum. Tabii birde “Lütfen yağmur yağmasın” diye dua ediyordum. Haftanın dört günü koşup, bir gün yüzmeye gidiyordum. İş, çocuklar, vakıf, koşular derken her akşam çocukları uyutup, mutfağı topladıkdan sonra uyuyakalıyordum. İçimdeki ses bazen beni vazgeçirmeye çalışıyordu. Özellikle yağmurlu günlerde. İşte o anlarda kendimi İstanbul Boğaz Köprüsü’nde, güneşli bir günde, dünyanın en güzel manzarasına karşı hayal edip, motivasyonumu geri topluyordum.Ekimin 20’si programın en zor haftasıydı. Bir hafta içerisinde 64 kilometre koşacaktım. Koşumu tamaladım fakat sol ayağımın üzerine basamıyordum. İstanbul’a üç hafta kala sakatlanmıştım. Koşuları bırakıp maratondan önce sadece yüzmeye devam ettim. Doktora gitmeye korkuyordum, büyük bir ihtimalle koşmamı tavsiye etmeyecekti.Eşimi, çocuklarımı, ailemi, işimi İngiltere’de bırakıp İstanbul’a tek başıma gittim. Bayramlık çocuklar gibi heyecanlı bir o kadarda stresliydim. Maraton günü yine şansıma hava çok güzeldi, hatta benim için çok sıcakti. Binlerce insanla koşmaya başladık. 40.’ıncı kilometreye kadar her şey yolundaydı. Gülhane Parkı yokuşu beni öldürecek sandım. Koşumu 5 saat 16 dakikada tamamladım. Hayatımda bir ilki başarmıştım, kendi vakfım için, çocuklara yardım için… 36 yaşında 42.195km’yi koşmuştum. Maratonu bitirince sanki başaramayacağım hiçbirşey yokmuş gibi hissettim. Kendime hiç güvenmediğim kadar güveniyordum artık.

Şimdiden 2013 yılı için iki maraton hedefi seçtim bile. 2. Maratonum mayıs ayında Edinburgh  maratonu, 3. Maratonum ise Ekim ayında Venedik Maratonu. Büyük bir ihtimalle bu maratonlara hazırlanırken araya birkaç tane yarı maraton da eklerim. Kimbilir belki benim ismimi ultra maratonlarda bile görürsünüz.
SORU Peki yardımda bulunmak isteyenler için detayları alabilir miyiz?
R.V.F. :
İngiltere’den Bağış icin
Account Name: Anatolian Charity
Bank Name: Barclays PLC
Sort Code: 205036
Account Number: 13779254
IBAN No: GB50 BARC 2050 3613 779 254
TÜRKIYE’den BAĞIŞLARINIZ İÇİN
Teşekkürler
HESAP ismi: İLKYAR
BANKA ismi: İş Bnk. ODTÜ Şb.
IBAN No: TR26 0006 4000 0014 2290 706968 TL
Anatolian Charity ve Etkinlerini ise aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz..
E-mail: anatoliancharity@gmail.com
Web: www.anatoliancharity.com
Facebook: www.facebook.com/anatoliancharityük
Twitter: www.twitter.com/anatoliacharity
Tel: 0044 789 0869 354

Kaynak : http://cyclingtr.com/blogs/triatlon-haberleri/archive/2012/12/02/maraton-hikayesi-rukiye-vurguncu-forshaw.aspx

 

Yazar: orhan

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar